‘Hz Mevlana’ Kategorisi için Arşiv

Mevlana Kısa Sözler

Pazar, 05 Şubat 2012

Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile. İçindekine bakarsan padişahsın, kabına bakarsan yolu yitirdin.

Genişlik, sabırdan doğar.

Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü, inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.

Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.

Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının. (daha&helliip;)

Mevlana'dan Güzel Sözler

Cuma, 03 Şubat 2012

Mademki kendinde bir dert veya pişmanlık hissediyorsun; bu, Allah’ın sana olan yardımının ve sevgisinin bir delilidir.

Sen değerinle ve düşüncenle, iki âleme de bedelsin, ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.

 Bazı insanlar vardır ki selam verirler ve selamlarından is kokusu gelir. Bazıları da vardır ki selam verirler ve onların selamından misk kokusu gelir.

Denizin kenarına kadar, ayakların izi vardır. Ama denize girdikten sonra ne iz kalır, ne işaret.

Sen bizim suretimize [yüzümüze] değil, siretimize [ahlakımıza] bak. (daha&helliip;)

Mevlana'dan Kısa Özlü Sözler

Pazartesi, 30 Ocak 2012

İsa’nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.

Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.

Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.

Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.

Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?

Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.

Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.

Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?

Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar

Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.

Oyun ,görünüşte akla uymaz ama çocuk oyunla akıllanır.

· Anlayış,edep şehirlilerdedir. Ziyafet,garip konaklamak da köylülerde.

· Resimler ister haberleri olsun,ister olmasın,hepsi de ressamın elindedir,o elden çıkar.

· Alışsan güvercin sallanan kamıştan kaçar mı hiç?O kamıştan göklere uçan yere alışmamış olan güvercin ürker,kaçar.

· Mal, sadakalar vermekle hiç eksilmez. Hayırlarda bulunmak,malı yitmekten korur.

· Çalınmış kumaş,devamlı kalmaz insanda. Hırsızı da darağacına götürür.

· Ağlayışın,feryat edişin bir sesi,sureti vardır. Zararınsa sureti yoktur. Zararda insan elini dişler ama zararın eli yoktur.

· Her korkuda binlerce eminlik vardır,göz karasında onca aydınlık mevcut.

· Verdiğini geri alan kişi, ***** gibi kusmuğunu yemiş olur.

· Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. Ağzını,şarabı verene aç.

· Ekme günü gizlemek toprağa tohumu saçmak günüdür. Devşirme günüyse tohumun bittiği gündür,karşılığını bulma günüdür.

· Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.

· Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?

· Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?

· Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler

· Çayırlıktan, çimenlikten esip gelen yel, külhandan gelen yelden ayırt edilir.

· Dünya malı, bedene tapanlara helaldir.

· Gerçek kokusuyla, ahmağı kandıran yalan sözün kokusu, miskle sarımsak kokusu gibi, söz söyleyenin soluğundan anlaşılır.

· Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.

· Ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır.

Mevlana'dan Kısa Güzel Sözler

Cumartesi, 28 Ocak 2012

· Kötü nefis, yırtıcı kuştur.

· Hırsın yemdir, cehennemse tuzak.

· Doğan, avdan av getirir, fakat kendi kanadıyla uçar da avlanır. Padişah da bu yüzden onu keklikle, çil kuşuyla besler.

· Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın.

· Yemekle dolu karın, şeytanın pazarıdır.

· Sözle anlatılan şey, yalan bile olsa, kokusu, gerçek olduğunu da haber verir, yalan olduğunu da.

· Canım bedenimde oldukça, kulum, köleyim, seçilmiş Muhammet’in yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden bundan başka söz naklederse, o kişiden de bezmişim ben, o sözden de.

· Sevgiden, tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir. Sevgiden, dertler şifa bulur. Sevgiden, ölüler dirilir. Sevgiden, padişahlar kul olur. Bu sevgi de bilgi neticesidir.

· Mumundur karanlık veren sana. Anlatırdım bunu ama, gönlünün beli kırılıverir. Gönül şişesini kırarsan artık, yaşamak fayda vermez.

· Rüşvet alan para pul padişahı değiliz. Paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız biz.

· Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.

· İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir. Görememek ayıbı, göstermemek kusuru, uğursuz nefsin parmağına ait işte.

· İnsan, gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir. Göz ise ancak dostu görene denir.

· A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın, tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.

· Bir gömlek derdine düşeceksin ama belki o gömlek kefen olacaktır sana.

· Dün geçti gitti. Dün gibi, dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.

· Saman çöpü gibi her yelden titrersin. Dağ bile olsan, bir saman çöpüne değmezsin.

· O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti. Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.

· Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra

· Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor, gama binlerce defa aferin.

· Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?

· Ağzını kapa ve altın dolu avucunu aç. Ceset cimriliğini bırak da cömertliği seç.

· İnanmışsan, tatlı bir hale gelmişsen, ölüm de inanmıştır, tatlılaşmıştır. Kafirsen, acılaşmışsan, ölüm de kafirleşir, acılaşır sana.

· Doğruluk, Musa’nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazların sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar.

· Bir kötülük yaptıktan sonra pişmanlık hissetmek Allah’ın inayet ve muhabbetine mazhar olmanın delilidir.

· Sıkıntı ve huzursuzluk mutlaka bir günahın cezası, huzur ise bir ibadetin karşılığıdır.

· Üzerinde pek çok meyveler bulunan bir dalı, meyvalar aşağı doğru çeker. Meyvasız bir dalın ucu ise, servi ağacı gibi havada olur.

Topluluk bizim yanımıza geliyor. Susacak olsak, incinirler. Bir şey söyleyecek olsak, onlara göre söylemek lazım geldiğinden o zaman da biz inciniriz

· Ümit, güvenlik yolunun başıdır.

· Kuş seslerini öğrenen kimse, kuş olmadığı gibi aynı zamanda kuşların düşmanı ve avcısıdır.

Mevlana'dan Beş vakit namaza Beş güzel yazı!

Pazar, 13 Kasım 2011

Mevlana hazretlerinden Beş vakit namazına (sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazları) beş ayrı güzel yazısını burada paylaşmayı uzun zamandır akıl edip, bir türlü ekleyemeyen birisiyim.

Mevlana hazretlerinden Beş vakit namaz ve Beş vakit yazıları; (daha&helliip;)

Hz Mevlana 'Bazen Susmalıyım Şiir

Cuma, 21 Ekim 2011

Hz Mevlana’yı genellikle mükemmel sözleri ile tanırız. Ancak onun öyle güzel, öyle ders çıkarıcı şiirleri de vardır ki, insanı alıp götür bu diyarlardan. Şahsen beni aldı ve götürdü. Bazen Susmalıyım diyor Mevlana Celalettin Rumi hazretleri. Bakalım şiir size neler getirecek ve neler götürecek. (daha&helliip;)

Mevlana güzel sözleri dini sözler

Cuma, 23 Eylül 2011

Mademki kendinde bir dert veya pişmanlık hissediyorsun; bu, Allah’ın sana olan yardımının ve sevgisinin bir delilidir.

Sen değerinle ve düşüncenle, iki âleme de bedelsin, ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.

Bazı insanlar vardır ki selam verirler ve selamlarından is kokusu gelir. Bazıları da vardır ki selam verirler ve onların selamından misk kokusu gelir.
Denizin kenarına kadar, ayakların izi vardır. Ama denize girdikten sonra ne iz kalır, ne işaret.

Sen bizim suretimize [yüzümüze] değil, siretimize [ahlakımıza] bak.

Ümit, güvenlik yolunun başıdır. Yolda yürümesen de daima yolun başını gözet. “Doğru olmayan şeyler yaptım.” deme, doğruluğu tut. / O zaman hiçbir eğrilik kalmaz. / Doğruluk Musa’nın asası gibidir.

Eğrilik ise sihirbazın sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca onların hepsini yutar.

Gönlü ışık yakmayı, aydınlanmayı öğrenen kişiyi, güneş bile yakamaz. Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan, geceye benzeyen benliğini yakıver.

Yüz binlerce birbirine benzeyenleri seyret de aralarında ki yetmiş yıllık farka dikkat et. İki şey birbirine benzeyebilir: Acı su da berraktır, tatlı su da…

Ömründen nasibin, kendini Sevgiliden mesut bulduğun andan ibarettir.

Şunu iyi bil ki safları yaran, her şeyi yenen aslanla savaşmak kolaydır; gerçek kahraman odur ki önce kendi nefsini yener.

Mevlananın özlü özel sözleri

Perşembe, 22 Eylül 2011

“Kendine gel, yepyeni bir söz söyle de dünya yenilensin! Sözün öylesine bir söz olmalı kidünyanında sınırını aşmalı. Sınır nedir, ölçü ne? Bilmemeli!”

Ne olurdu, seninle tatlılaşsaydım; yaşayış zaten acı.
Ne olurdu, sen razı olsaydın benden de, herkes kızsaydı bana.
Ne olurdu, seninle aram düzgün olsaydı da, bütün alemlerle aram açılsaydı, dünya yıkılıp yansaydı.
Sen beni sevdikten sonra malın mülkün değeri mi olur? Zaten toprak üstünde ne varsa hepsi de toprak olacaktır.
Alem O’nunla kaimdir ve O’nsuz olan hiçbir şey yoktur. O’nun rızası, rahmeti, bereketi ve tecellisi olmayan hiçbir şeyin değeri yoktur.

Hz. Mevlana sözü:

“Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil.”

Hz. Mevlana sözü:
“Tapımızda (yolumuzda) riyazat yok; burada hep lütuf var, bağış var. Hep sevgi, hep gönül alış, hep aşk, hep huzur var burada.”

Hz Mevlana Allah Sevgisi

Perşembe, 22 Eylül 2011

Mevlana’nın Allah Sevgisi:

Azat kabul etmez bir kul olmayı istiyor Mevlana. Çünkü Rabbini çok seviyor. O sevgi öyle güzel, öyle özel, öyle tatlı ki…

“Sevgiden acılar tatlılaşır.
Bakırlar altınlaşır sevgiden.
Sevgiden tortular saflaşır.
Dertler derman olur sevgiden.

Ölü, sevgiden dirilir.
Şah, sevgiden köle edilir.
Allah’a karşı bu sevgi ilimdendir.
Saçma sapan biri, böyle bir tahta nasıl kurulur?

Eksik bir ilim nasıl doğurur bu aşkı?
Eksik bir ilimden eksik bir aşk doğar maddeye karşı.

Öyleyse muhabbet ve aşkı sadece Allah’ın vasfı bil.
Ey aziz, korku, Allah’ın vasfı olamaz.
Havf ve haşyet, kulun vasfı ve en mühim meziyetlerindendir.
Mademki (Kur’an’da) “yuhibbunehu” yu okuyorsun,
“Yuhibbuhüm” ile de istediğine yaklaşırsın.”

Cenab-ı Hak, Maide Suresinde, “Allah onları sever [Yuhibbuhu], onlarda Allah’ı severler [yuhibbuhüm].” Buyurur.

Allah sevgisi müthiş bir iksirdir; inkârcıyı bir anda mümin yapar, mümini bir anda arif edip irfan mertebesine çıkarır.

Allah sevgisi olan kalpten, şek ve şüphe silinir, yerine tam bir iman gelir.

Gönül sevginin yeridir. Maddî varlığımızda ikilik olabilir ama sevginin makamı olan gönülde iki sevgiye yer yoktur.

“Senin elinin, gözünün, ayağının iki oluşu doğrudur; fakat gönül ve sevgilinin iki olması hatadır. Sevgili bir bahanedir; asıl sevgili Allah’tır.”

Allah’ın “asıl sevgili” olduğu yerde başkasına yer kalmaz:

“Gönlünün içindeki ve dışındaki hep O’dur.
Tenimdeki can, damar ve kan hep O’dur.
Artık o yere küfür ve iman nasıl sığar?
Keyfiyetsiz olan benim vücudum hep O’dur.”

Mevlana Hikayeleri 2

Perşembe, 22 Eylül 2011

Mevlana hikayeleri 2

Mevlana’nın Celâleddîn isminde bir talebesi vardı. Ticâretle uğraşır, at alıp satardı. O anlatır; “Bir gün Mevlana sarığını sarıp, giyinmiş olduğu hâlde, bana bir at hazırlamamı emretti. Ben, atların içinden en güçlüsünü eğerlemek için huzûrundan ayrıldım. Fakat at huysuzluk yaptığından, bir türlü eğerleyemiyordum. Yanıma iki kişi daha alıp, atı zorla eğerledik. Buna rağmen at hâlâ huysuzluk yapıyordu. O hâliyle Mevlana’nın bulunduğu yere getirip, atın hazırlandığını bildirdik. Mevlana dışarı çıkar çıkmaz at sâkinleşti ve önceki huysuzluğu kalmadı. Mevlânâ ata binip, kıble istikâmetinde yola çıktı. Ancak akşama doğru, ter içinde, toza gark olmuş bir vaziyette döndü. At oldukça zayıflamış görünüyordu. Cesâret edip bir şey soramadık. Ertesi gün yine bir at hazırlamamı emretti. Başka bir atı eğerleyip getirdik. Dünkü gibi gitti, akşama doğru geldi. Üçüncü gün de aynı şekilde gitti. Akşama doğru geldiğinde; “Elhamdülillah! Ey cemâat! Müjdeler olsun ki, o kâfir, Cehennem’in dibini boyladı.” dedi. Biz edebimizden yine bir şey soramadık. Aradan birkaç gün geçmişti. Şam tarafından bir kâfile gelip, o taraflarda, müslümanlar ile Moğolların yaptığı savaşı anlattılar. Dediler ki; “Düşman askeri oldukça çoktu. Müslümanlar mağlub olmak üzere idiler. Son üç günde, Mevlana , bir atın üzerinde olduğu hâlde savaş meydanında göründü. En ön safta; “Allah, Allah” nidâlarıyla düşmana hücûm edip önüne geleni bir vuruşta ikiye bölüyordu. Müslümanlar, Mevlana’nın akıl almaz hâllerini ve yardımını görünce, bozulan moralleri düzeldi. Ard arda yaptıkları hücûmlarla düşmanı geriye püskürttüler. Mevlana düşman komutanını öldürünce, kâfirler kaçmaya başladılar.” Ben bu haberi işitince, doğruca hocam Mevlana’nın huzûruna çıktım. Beni görünce; “Müslüman askerlere yardım edilmiş ve zafere kavuşmalarına sebeb olunmuştur. Ey Celâleddîn! Bize cân u gönülden hizmet edenler dünyâ ve âhirette gam ve kederden kurtulur.” Buyurdu

Mevlana’nın talebelerinden biri, hac vazîfesini yapmak üzere Hicaz’a gitti. O Hicaz’da iken, evinde hanımı, Arefe gecesi bir tepsi helva yapıp, Mevlana’nın talebelerine gönderdi. Mevlana, helvayı kabûl edip, orada bulunan bütün talebelerine bizzat kendi eliyle taksîm etti. Herkes hissesine düşeni aldığı hâlde, tepsiden hiçbir şey eksilmedi. Alanlar tekrar aldılar, doyuncaya kadar yediler, yine eksilmedi. Bunun üzerine helvâ dolu tepsiyi Mevlana mübârek eline alıp; “Bu tepsiyi sâhibine göndereyim.” diyerek dışarı çıktı. İçeri girdiğinde, elinde tepsi yoktu. Ertesi gün helvayı getiren hanım, tepsisini medresenin mutfağında arattı, ancak, bulamadı. Mevlana’yı da bunun için rahatsız etmedi. Aradan günler geçti, hacca gidenler dönmeye başladılar. Bu hanımın da beyi Kâbe’den dönüp Konya’ya geldiğinde, o tepsi, eşyâlarının arasından çıktı. Kadın tepsiyi görür görmez tanıyıp, hayretinden dona kaldı. Beyine; “Ben Arefe gecesi bu tepsi ile helva yapıp Mevlânâ’nın talebelerinin yemesi için göndermiştim. Tepsiyi ertesi günü arattığım hâlde bulamadım. Nasıl oldu da bu tepsi senin eline geçti?” deyince, şaşırma sırası hacıya geldi. O da; “Arefe gecesi hacı arkadaşlarımla oturup sohbet ediyorduk. Bir ara çadırın kapısından bir el bu tepsiyi uzattı. Biz de tepsiyi aldık, elin sâhibini araştırmak da aklımıza gelmedi. Helvayı yedikten sonra tepsiyi tanıdım. Kimseye vermeyip eşyâların arasına koydum. Başka bir şey bilmiyorum.” dedi. Bunun Mevlana’nın bir kerâmeti olduğunu anlayınca, ona olan bağlılıkları daha da arttı.

Mevlana’yı sevenlerden bir kimse, Mısır’a ticâret yapmak için gitmeye hazırlandı. Akrabâsı gitmemesi için çok zorladı ise de, dinlemedi ve kararından vazgeçmedi. Bunun üzerine yakınları, durumu Mevlânâ’ya bildirip, gitmemesini istirhâm ettiler. Mevlana da: “Gitme!” dedi. Ancak o kimse dinlemeyip gizlice yola çıktı. Gemi ile yolculuk yaparken, bir küffâr gemisi bu gencin bulunduğu gemiye saldırdı. Pek çok yolcu ile berâber, bu genci de esir aldılar. Memleketlerine götürüp çeşitli yerlerde çalıştırdılar. Genç, başına gelen felâketlerin sebeblerini, Allahü teâlânın sevdiği bir kulun sözünü dinlememekten olduğunu anlayıp, çok pişmân olup, tövbeler edip istigfârda bulundu. Bu şekilde kırk gün devâm etti. Ertesi gün rüyâsında Mevlana’yı gördü. Ona;